içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

KAVŞAKTA BİR HAZİNE… SİVRİHİSAR

Yıllardır Ankara-Afyon bağlantılı seyahatlerimde,  Sivrihisar’dan geçerim. Birçoğumuz da geçmişizdir. Sanırım büyük çoğunluğumuz benim gibi içeri girmeyi düşünmemiştir. Yolumuzun üstünde böyle bir hazine olduğunu bilsek, sanırım hepimiz en azından yemek molasını orada verirdik. Bu kez atlayıp geçmedim ve konaklamayı Sivrihisar’da yapmaya karar verdim. İyi ki de öyle yapmışım…

Kadim Anadolu toprakları, her köşesinde bir hazine saklıyor. Güzel Anadolu’mun 65 ilini, 500’e yakın da ilçesini gezdim. Gittiğim her ilin mutlaka müzesini, varsa antik kentini mutlaka gezerim. Yöresel yemeklerini yemeye çalışırım. Bolca da fotoğraf çekerim tabi ki. Fotoğraflarda sanatsal boyuta bakmam (burada fotoğraftan anlamadığımı da itiraf etmiş oluyorum ama olsun), kendim içindir onlar çünkü. Orayı, orada gördüklerimi sonsuzlaştırmak içindir.

Apartmandan bozma otelime yerleşip, resepsiyon görevlisinden ilk bilgileri aldıktan sonra, listemdeki görülecek yerlere tik atmak üzere fotoğraf makinemle birlikte dar sokaklarda yürümeye başladık. İlk dikkatimi çeken, eski bir filmden çıkmış gibi duran evler oldu. bir çoğu harap durumda, boyaları dökülmüş şekilde zamana direniyorlardı.

Ana meydana çıktığımda 1274 yılında yaptırılmış Ulu Camii ve avlusu bütün ihtişamı ile önce onu ziyaret etmem için çağırıyordu. 2016 yılında UNESCO Dünya Mirası geçici listesine alınmış olan camiinin en önemli parçası, ceviz ağacından, geçme yöntemiyle yapılmış olan mimberi. Gerçek bir sanat eseri olarak gelenlere gülümsüyordu. Ulu Camii’nin hemen yan tarafında yer alan Âlemşah Kümbeti ise 1327 yılında yaptırılmış, Selçuklu mimarisinin özel örneklerinden birisi. Selçukluların taş süsleme sanatının yansıtıyor.

Sivrihisar’ı tepeden görebilmek için saat kulesine çıkmak gerekiyordu, 1899 yılında yaptırılmış olan ve bir gezi terası ile ziyaretçilerin manzaranın keyfini çıkarmalarını sağlayan saat kulesine aşağıdan bakmayı tercih ettim. Saat kulesinin altındaki sokakta yer alan evler, rengarenk dış cephe boyaları ile toprak içindeki sokaklara güzellik katıyordu.

Belediye tarafından düzenlenmiş olan meydanda yer alan hediyelik eşya dükkanlarını gezdikten sonra, demli bir çay içmek için oturdum. Kahvenin masaları yerli halk-özellikle yaşlı amcalar- tarafından kapatılmıştı. 1244 yılında yaptırılmış mescitten geriye kalan Kılıç Minaresinin bulunduğu meydanda, dikkatimi çeken yoğunluğun nedeni ise, halen bir dizinin çekimleri, Sivrihisar’da yapılıyormuş, dizide kullanılan mekanları görmeye gelen yerli turistlermiş.

Belediyenin hazırlatmış olduğu Sivrihisar Rehberi kitapçığını incelerken bir Ermeni Kilisesinin varlığını öğrendim. Bir esnaf yolu tarif etmekle kalmadı, kolay bulabilmem için belirli bir noktaya kadar götürdü. Esnaf o sokakta yer alan birkaç Ermeni Evi olduğunu da belirtince, adımlarım daha bir sıklaştı. Sokak hem restore edilmiş, hem de onlara da dokunacak bir eli çağıran, örneğini daha önce görmediğim orijinal cumbalı harap evlerle doluydu. Evlerden bir tanesi, aynı zamanda açık hava Heykel Müzesini de oluşturan, heykeltıraş Metin Yurdanur’a aitti. Parke taş döşeli sokağın sonuna geldiğimde sol yanımda 1881 yılında yapılmış kiliseyi, sağ yanımda ise heykelleri gördüm. Beni en çok etkileyen Ermeni Teçhirini sembolize eden heykel oldu. Metin Yurdanur, gururu ve acıyı o kadar etkileyici şekilde yansıtmış ki… Volkanik kayalardan oluşan açık araziye yerleştirilmiş onlarca heykel, belediye tarafından çevre düzenlemesi yapılmış alanda, çiçekler içinde ziyaretçileri karşılıyor. Sanatsal etkinlikler için kullanılan kilisenin içinde ise, Pessinus Antik Kentinden getirilmiş sütunları görmek hem üzdü, hem de korundukları için mutlu etti.

Aslına uygun olarak restore edilen Arasta ise daha çok hediyelik eşya ve yöresel ürünler satış mağazaları olmuş. Arasta’da, Safranbolu veya Mudurnu’da olduğu gibi, eski dönemden kalan zanaat örneklerini görebilmeyi çok isterdim.

Yöresel yemek yapan ne yazık ki tek bir restoran vardı. Girişimci bir kadın sayesinde, Sivrihisar’ın yöresel yemeklerini tatmak mümkün oldu. Bamya çorbası ve kelem (lahana) dolması çok lezzetliydi. Tadına bakmadım ama muska baklavası da 2018 yılında tescillenmiş. Bir de tümüyle eski usulde yapılmış, sucuk var ki, Afyon sucuğu ile yarışabilir.

Sivrihisar yakınlarındaki Frigyalıların kurduğu, Tanrıça Kibele’nin kutsal alanı Pessinus Antik kentini ise bir başka yazıda anlatacağım.

Eğer giderseniz yanınızda mutlaka nakit para bulundurmalısınız, kredi kartı henüz yaygın olarak kullanılmıyor. Sabahın erken saatlerinde, damacana ile getirtmek yerine, sokak çeşmesinden içme suyu doldurmaya giden, şalvarlı neneler yüzümde sıcak bir gülümseme oluşturdular. Çeşme başı sohbetinde neler anlattılar bilmiyorum ama otelin balkonuna kadar ulaşan mırıltılarını duymak hoştu.

Kadim Anadolu… Daha ne cevherler saklıyorsun kimbilir…

 

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum